20110925

Uzun yazılar hiç okunmuyor-muş.

Depresyon geliyorum demez.

Her zamankinden farksız bir gün değildi. Uyanıp, perdeyi aralayıp dışarıya baktığım bir gün değildi. Şayet manzaram karşımdaki sarı bir ev. Uyanıp, yatağımda yaklaşık bir saat falan düşünme etkinliğiydi tek gerçekleştirdiğim.

Bir farklılık vardı o güne ait. Kahvaltı yapmak istemiyordum. Ayrıca o sabah uyandıktan sonra çişim de gelmemişti ve kalkmaya hiç niyetim yoktu. Oysa kalkıp Himym'in yeni bölümlerini izleme kararı almıştım ondan önceki gün. O da yalan olmuştu, tıpkı geometri ödevini yapma planım gibi. Hayatımda yeri olan iki kişiyi düşündükten sonra, Apollon'un kargomu alınca ne kadar mutlu olacağını düşündüm. Ve kalktım.

Bir kahve içmek istemedim kendime gelmek için. Kahve getirmez insanları kendine. Bir kahve içmek istedim, sadece canım istedi diye. Kafiye benim işim değildir birde, tesadüfen çıktı o -e yarım uyakları. Evdeki herkes uyuyordu. Bende balkona oturmuş, o sarı evin yanındaki lamba direğinin üstüne Yavrucağzım ile ojeyle yazdığımız "R 14.03.2011" yazısına takılı kalmış bakıyordum. Zaman çok hızlı geçiyormuş, tekrar anladım. İki yıl olacak yarın, onu hatırladım.

Burada başladı. Sylvia Plath'in bir sözü geldi aklıma. "Bir gün bir yerde, okulda, Avrupa'da, herhangi bir yerde o boğucu çarpıtmalarıyla sırça fanusun yeniden üzerime inmeyeceğini nasıl bilebilirdim?" Evet tam olarak buydu, bu cümle kazınmıştı beynime. Harfi harfine. O bo-ğu-cu çar-pıt-ma-la-rıy-la. Na-sıl bi-le-bi-lir-dim. Bilemezdim. Ama dikkat etmeliydim. Etmeliyim. Sırça fanusun yakın zamanda yeniden üstüme kapaklanması tüm hayatımı mahvedebilirdi. Biliyordum bunu. O yüzden bundan daha fazla söz etmemeliydim. Gidip çişimi yapıp, geometri ödevini yapmalıydım. Ya da hepsinden önce Himym izlemeliydim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder